SÜT İÇTİM DİLİM YANDI
Paris’te Türkiye mevsimi yaşıyoruz. Bir organizasyonu seyrediyorum. İçinden yaşıyorum. Kuşkusuz pek çok tespitim oldu. Daha iyi, daha mükemmel, daha güzel nasıl olurdu diye düşünmeden edemedim. İşin pek çok boyutu var. İdarî-hukukî-malî-iletişim-ikili ilişkiler-lojistik. Türk-yabancı konuklar, yer, proje seçimleri-onayları. Takvim. Basılı evraklar.
Her disiplinde pek çok etkinlik planlanmış. Amaç, Fransa’daki klişeleşmiş Türk imajını değiştirmek. 600 yıllık ilişkiyi yeniden gözden geçirmek, nikâh tazelemek ve kalıcı iş birliklerinin yolunu açmak. Geleceğin Avrupa kültürüne Türkiye’nin ne katabileceğini göstermek… Genç ve dinamik nüfusuyla sosyal, ekonomik, kültürel alandaki hızlı dönüşümünü ve renkli, yaratıcı çeşitliliğini Fransızlarla buluşturmak…
Fransızların ezberini bozmak gibi iddialı bir hedef görünüyor. Bir avuç kadroyla, gecesini gündüzüne katarak insanlar cazdan, dansa sanatın bütün alanlarından; eğitime, fikir tartışmalarına, bilime, ekonomiye kadar pek çok alanda proje harekete geçirilmeye çalışılmış. Fransa’daki pek çok devlet kurumu, yerel yönetimler, iş dünyası, kültür sanat kurumları, eğitim kuruluşları ve akademik kurumlar, farklı projelerle mevsimde yer alıyorlar.
İki ülkenin Dışişleri ve Kültür Bakanlıklarının himayesinde gerçekleştirilen ve Karma Komisyon toplantılarıyla şekillendirilen, İKSV ve CulturesFrance tarafından organize edilen bu kapsamlı girişim, iki ülkenin Kültür Bakanları’nın katılımıyla basına tanıtıldı.
Bu toplantıda, bir basın mensubunun ” 9 ay içinde siyasî gerginliklerin yumuşatılıp yumuşatılamayacağını” sorması üzerine, Fransız Kültür Bakanı Frédéric Mitterrand, “önümüzdeki 9 ay güzel bir bebek doğması için yeterli bir süre” demekle yetindi.
Alkışlar üzerine, “bence ekleyecek başka bir şey yok” deyince Mitterrand, tekrar mikrofonu alarak, “çocuğu şimdi, birlikte yapıyoruz demek istemedim, ama neredeyse öyle” deyiverdi. Kültür Bakanımız Ertuğrul Günay ise kahkaha atarak, “Bu mevsim, yeni aşklara açık bir gelişme sürecine girdiğimiz ortada” diyerek esprisini yaptı. Bunun üzerine Mitterand, “bence artık burada duralım” demek zorunda kaldı. Mitterrand, “Siz benim ünümü bilmiyorsunuz herhalde, Sayın Bakan” diye uyardı!
Evet, eşcinsel bir Bakan ve Belediye Başkanı. Bertrand Delanoë Paris Belediye Başkanı ve gay. Fransa’da Türkiye Mevsimi’nin Trocadéro Meydanı’ndaki açılışına katılan eski kültür bakanı Jack Lang da. Bizim asık suratlı bürokrasimiz ve devlet adamlığımız ve ciddiyetimizle pek de bağdaşır görünmüyor. Ama, işte gerçek demokrasi böyle bir şey. Yan yana dizilmiş buz gibi, had bildirir suratlar ne kadar can sıkıcı. Cinsel yönelimiyle, kimliğiyle kimsenin dışlanmadığı, ahlâkın yalnızca cinsel ahlâk olarak algılanmadığı bir dünyadan bakmak ve ikiyüzlü ahlâk anlayışını terk edebilmek çok mu zor?
Kendine ve toplumuna güvenebilmek, yargılamadan adlandırabilmek bize özgü değil mi? Fransızlar muhafazakârlar. Koruyorlar. Eskidi, yenileyelim demiyorlar. Tarihlerini, eserlerini, değerlerini koruyorlar, tutuyorlar. Tutuculukları böyle işte… Belki çok esnek değiller. Bu anlamda iyi ki de değiller.
Yaşlıları -en çok da- kadınlar tiril tiril giyinmişler. Mis gibi. Parkta, müzede, süper markette, cafede, kitapçıda, etkinlikte, otobüste, metroda, ellerinde tekerlikli küçük valizleri hafta sonu gezileri yapıyorlar. Yaşamdan asla vazgeçmiyorlar. Köşelerine çekilmiyorlar. Onca yıl çalıştıktan sonra kaçırdıkları hayata iyiden iyiye tutunuyorlar. Pes etmiyorlar.
Fransızlar her şeye ilgililer. Özellikle çocuklarıyla çok ilgileniyorlar. Anlatmaktan usanmıyorlar. Bir tezgâhtar sattığı malın ıcığını, cıcığını size anlatıyor. Satacağım diye de sıkmıyor. Gözlerinden hiçbir şey kaçmıyor. Yaşamayı biliyorlar, seviyorlar. Dinlenme, eğlenme, gezme, spor- fit bedenlerinden belli- okumak, yemek her şey için zaman ayırıyorlar.
Detaylar, ince zevk, tarz, zarafet, estetik ve bir de, damak tadı. Petit beurre (petibör bisküvi), éclair (ekler pasta), millefeuille (milföy) gibi dilimize yerleşmiş, damağımızı tatlandıran muhteşem tatlıları ve de ekmekleri… Markalar, sanatçılar, cafe kültürü, moda, müzeler.
Aslında gezi yazısı yazmayı pek sevmem. Üstelik ordaydım, buradaydım demeyi de. Bu defa çok birikti. Paris, turistik ziyaretler yaptığım bir yer olmaktan çıkıp, kimi zaman, yaşamına katıldığım bir yer hâlini aldı. Meselâ itfaiyecilerinin de çoğunun gay olduğunu bilir oldum artık.
Kültür, sanat insanları yakınlaştıran pek çok şeyi ihtiva ediyor. Konumuza dönersek Ahmet Necdet Sezer ve Jacques Chirac’ın başlattığı bir proje hayata geçti. E. Günay’ın siyasetin yarattığı gerginlikler, kültür sanat yoluyla aşılsın dileğine ve “gelin tanış olalım, işi kolay kılalım” çağrısına katılmamak mümkün mü? 400′ün üzerindeki proje başarıyla tamamlansın. Köprüler kurulsun, kapılar açılsın.